Aşk biter...

2 beğenilme 0 beğenilmeme
10 okuma
8 Temmuz Aşk - İlişkiler Alemi kategorisinde Bana Özel yazdı
Sesini telefonda duyduğumda uzun zamandır kendini hatırlatmayan midemdeki küçük top zıplamaya başladı. Bunun ne anlama geldiğini biliyorum tabii ama bu kadar basit olmasına bozuldum. Görmemezlikten gelmek daha uygun olacak. Telefonda cumartesi iş yerinde buluşmak için sözleştik. Cumartesi… çok da hoşuma gitmedi aslında, ofiste sadece ikimizin olduğu bir gün onunla karşılaşma fikri midemdeki topun çok hoşuna gitse de beni rahatsız etti. Saçmalamayı kes dedim kendi kendime, bu sadece iş!

Sabah ondan önce ofise gittim. Kendime kahve yaparken, çayı mı kahveyi mi tercih edeceğini düşündüm. İkinci seçenek için çay demlemeye yönelmişken, ev sahibesi gibi davrandığımı fark ettim. Kek – börek de yapıp getirseydin bari diye dalga geçtim kendimle, çaydan vazgeçtim. Kapıyı açtığımda bir sesin beni bu kadar heyecanlandırması ne kadar da saçmaydı dedirtecek kadar sıradan biri vardı karşımda. Ta ki tokalaşmak için elini uzatana kadar. Bir çok insana göre daha sıcaktır vücudum, genelde tokalaştığım yada dokunduğum insanların benden daha soğuk olmasına alışığım. Benim elimden çok daha sıcak, yumuşacık bir el kavradı sağ elimi. Isıyı hissettiğim noktada tekrar top harekete geçti. Ah hayır, ikinci bir şey olmamalıydı. Şaşkınlıkla gülümseyip gözlerine baktım. Bir insanın gözleri nasıl bu kadar koyu –nerdeyse siyah ama koyu kahve – olabilir? İçimde zıplayıp duran küçük topu biraz dizginleyebilmek için hemen çektim elimi, cebime soktum. Kontrolümden çıkıp elini tutmaya devam edebilir elim.

Çalışacağımız odaya gittik, o bilgisayarını yerleştirirken ne içmek istediğini sordum. Tabii ki çay! İçimden çok hızlı bir “keşke” geçti. Kahve yada sallama çay (kim sallama çay içer ki?) Kahve için mutfakta oyalanıp duruyorum, altı üstü fincana dolduracağım. Şu top biraz sakinleşse çok daha iyi olacak. Çok da seçme şansım yoktu, çalışırken ya içimden geçenleri anlamasın diye buz gibi oturup kalacaktım, yada mütemadiyen zırvalayacaktım. Onunla konuşmanın bu kadar kolay olmasına çok şaşırdım. Açıklama yapmam gereken durumlarda çok kısa ifadelerle olayı kavramasına, ironilerimi yakalamasına bayıldım. Konu nasıl bu kadar dağıldı hiçbir fikrim yok, bir ara İstanbul da en sevdiğimiz mekanlar hakkında konuşuyor ve oldukça eğleniyorduk. Ben zırvalarken karşılık vermemenin ayıp olacağını mı düşündü acaba? Belki işin tek düzeliğinden o da benim kadar sıkılıyordur. Akşam üstü ayrılırken nerede oturduğumu sordu, kahretsin bana yakın bir yerde oturuyormuş, istersem beni bırakabilirmiş! İster miyim? Yaklaşık 1 saat daha iş dışında onunla birlikte olma fikri! Kesinlikle isterim… Ah, hayır istememeliyim. Çok eğleniyorum ama bunu sürdürmek saçma, içimdeki top için daha fazla malzeme bulmamalıyım. Ellerinin hala benimkilerden sıcak olması çok ilginç, boynu da aynı ölçü de sıcak mı acaba? Acilen durdurulmam lazım, yasalara uygun davranıp davranmadığımı incelemeye gelmiş bir adamın vücut ısısını merak etmek hiç normal değil.

Bir sonraki görüşme hafta içi olacak. Ben işten onunla konuşmak için fırsat bile bulamayacağım, ne kadar güzel! Ama öyle olmadı, o gün yapılacak can sıkıcı işe karşı onun varlığını bahane ettim, bahaneye uygun olsun diye çalışırken de ona eşlik ettim, o da işi uzattı. Öğle yemeğinde ofisten biri ne zamandır tanıştığımızı sordu, bizi eski arkadaşlar sanmış! (bu patavatsıza bir yumruk atmayı unutmamalıyım, belki de insanlarla bu kadar hızlı samimi olmamayı öğrenmeliyim) Bu soruyla modumuz değişti, başkalarıyla konuşmaya başladık. Konuşurken “eşim” diye başlayan bir cümle kurdu. Ne söylediğini anımsamıyorum, “eşim” den sonrasını kaçırdım. İçimdeki top ağırlaştı ve zıplamayı kesti. Yaşı yüzünden böyle bir şeyi tahmin ediyordum zaten, ama varsaymakla bilmek aynı şey değil. Bu bilgi yemek sırasında beni rahatsız etse de, öğleden sonra birlikte çalışırken unuttum. Ofiste nadiren keyifli vakit geçirebiliyorum, toparlanıp giderken günün bittiğine üzüldüm.

Sonra ki süreçte, telefon mail, iş nedeniyle görüşmeler. Peki nasıl konuşmayı vizyondaki filme yada İzmit teki ormanların bu günlerde çok güzel göründüğüne getirebiliyoruz? Denetim için İzmit’e gidiyormuş, vakit bulursa hakkında konuştuğumuz köylere çıkacakmış, kıskandırmak için beni aramış! Kıskandım, hava bu kadar soğuk olmasaydı ben de kamp için gelebilirdim dedi. O da kamp yapmak istiyormuş… Bu kadar samimi olduğum herkese söyleyebileceğim bir şeydi “birlikte gidelim” ama ona söylememem gerekirdi. Dilimi ısırmalıyım. Böyle salakça bir şeyi nasıl söyleyebildim. O böyle bir şeyin imkansızlığını düşünmüyor olmalı ki, ateş yakmak, vahşi hayvanlar falan hakkında eğlenceli bir geyik yaptık. Umarım o da benim gibi laf olsun diye konuşuyordur… umarım sadece eğlenceli bir sohbettir.

Sanki evli olması yeterli değilmiş gibi bir de 10 yaşında bir kızı var. 10 yaşında, yani on yıldır biri ona baba diyor, ona herkesten ve her şeyden daha fazla güveniyor. Onun böyle şeyler yapmaması lazım diye düşündüğüm an nasıl şeyler diye soruyor içimden biri. Baba ve koca olduğu için başkalarıyla arkadaş olmamalı mı? Kimi kandırıyorum bu sadece arkadaşlık mı? Henüz öyle!

Onu bilmeye gerek yok, ben kendimi biliyorum, o küçük topu hissettiğim an değişiyorum. Dünyanın merkezine o topu hareket ettiren kimse, o geçiyor. Bütün dikkatim ve enerjim onun üzerinde toplanıyor, sınırsızlaşıyorum. Uzak olduğu her an eksik ve yarım hissediyorum. Ancak birlikteyken kusursuzlaşıyor dünya. Ama bir süre sonra – hem de oldukça kısa bir süre sonra- geçiyor bu. İki kişi çok kalabalık görünüyor, yalınlığı – bağsızlığı özlüyorum. Kendime dönmeye, kişisel alanımın sınırlarına ihtiyaç duymaya başladıkça yıpranıyoruz. Neden değiştin sorusuna bu noktada nasıl tatmin edici cevap verilebilir hala öğrenemedim. Ama cevap veremediğim soruları duydukça ve bunları anlatamadıkça uzaklaşıyorum. Biz halinden ben ve sen’e dönüyorum. Gittikçe yabancılaşıyorum ve bu yabancıyla ne işim var benim diye sorgulamaya başlıyorum. Başka yollara gidiyoruz.

Aslında çok iyi biliyorum ki, sevdiğim şey o küçük topun hem rahatsız edici hem de mütemadiyen gülümsememe yol açan hareketi. Kişisel dengemi ne kadar çok sevsem de onun bir şekilde alt üst olmasının verdiği haz.

Bunu bile bile bir başkasının dengesini bozabilir miyim diye soruyorum kendime. Niye bütün sorumluluğu ben üstleniyorum ki, hani her koyun…. çok sığ, kendimi bir yalana inandıracaksam, kusursuz bir yalan olmalı.

1 cevap

0 beğenilme 0 beğenilmeme
18 Ağustos misafir cevapladı
Alttaki acinizi paylasin butonu guzel olmus. Yazinin bir savasciya ait oldugu asikar. Feminen yazilmaya calisilmis ama..

İlgili hikayeler

1 beğenilme 0 beğenilmeme
0 cevap 15 okuma
24 Haziran Aşk - İlişkiler Alemi kategorisinde Karga Psikolojik Vaka (7,292 puan) yazdı
1 beğenilme 0 beğenilmeme
1 cevap 17 okuma
25 Temmuz Aşk - İlişkiler Alemi kategorisinde Karga Psikolojik Vaka (7,292 puan) yazdı
0 beğenilme 0 beğenilmeme
0 cevap 12 okuma
19 Temmuz Aşk - İlişkiler Alemi kategorisinde Rakun Psikolojik Vaka (6,196 puan) yazdı
2 beğenilme 0 beğenilmeme
0 cevap 6 okuma
8 Temmuz Aşk - İlişkiler Alemi kategorisinde Bana Özel yazdı
2 beğenilme 0 beğenilmeme
0 cevap 4 okuma
6 Temmuz Aşk - İlişkiler Alemi kategorisinde Bana Özel yazdı
Yetersiz Bakiye; küçük kayıpların, başarısızlık hikayelerinin, ezik olayların kısacası tarihin ortanca çocuklarının sayfası. Tüm bunlara rağmen yıkılmamış, mutlu ve tüm başarısızlıklarını gülerek anlatabilen, tesellisi olan züğürtlerin sayfası. Biliyoruz ki sizin de başınızdan yüzlerce küçük başarısızlık, onlarca büyük başarısızlık ve bir kaç tane de iyice acınası olaylar geçmiştir. Siz de hikayenizi yazın. Beraber gülelim.
yetersiz bakiye
Anti kişisel gelişim sayfası.
...